Ana Sayfa
Resim Yükle
Video
Forum
Yardım
Giriş Yap
Kayıt
Hoşgeldiniz,
Ziyaretçi
.Lütfen
giriş yapın
veya
kayıt olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Birliknet.com ®
>
Askerî Bölge , Özel Kuvvetler , İstihbarat
(ASKERİ BÖLGEYE GEÇİŞ )
>
Deniz Kuvvetleri
>
TCG DUMLUPINAR
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Yazdır
Gönderen
Konu: TCG DUMLUPINAR (Okunma Sayısı 518 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
soufa
Yarbay
Kıdem: 246
Mesaj Sayısı: 2212
yanlız gözyaşların yıkar ruhundaki günahları
Kuvvet:
TCG DUMLUPINAR
«
:
Nisan 10, 2008, 02:05:20 ÖÖ »
Yıl 1953, günlerden 4 Nisan... Sabahın ilk ışıklarında Eceabat ve Nara kıyıları şiddetli bir çarpışmanın gürültüsüyle sarsıldı. Bu sarsıntı, güneşle birlikte tüm Türkiye'yi saracaktı. Naraburnu açıklarında Naboland adlı İsveç şilebi ile çarpışarak Çanakkale Boğazı'nın sularına gömülen Dumlupınar denizaltısında şehit olan 81 Türk Denizcisi tarihin sayfalarına ve Türk Milleti'nin kalbine şu sözlerle kazınacaktı: "Vatan sağolsun!"
Akdeniz'de yapılan NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve Dumlupınar denizaltı gemileri, manevraların ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.
Dumlupınar, Naraburnu açıklarına yaklaşırken geminin güvertesinde Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akış ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu.
Ancak Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi. İstanbul yönünden gelen İsveç Bandıralı "Naboland" şilebi de aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpışacak ve bu çarpışma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktı.
Astsubay Hüseyin İnkaya, nöbetçi olmamasına karşın vardiya dışı görevine devam ediyordu. Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çıktı. Tam bu sırada güvertede bulunan sekiz kişi, ne olduğunu anlayamadan suya yuvarlandı.
Naboland, Dumlupınar'a tam baş tarafından bindirmişti. Çarpışmanın gürültüsü Eceabat Limanı'nda demirlemiş olan gemilerce de duyuldu. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupınar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazı'nın karanlık ve soğuk sularına gömüldü.
Denizaltının tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldığını gören denizciler hızla kıç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kıç torpidoya varana kadar da arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Dumlupınar batarken sadece 22 denizci de kıç torpido dairesine ulaşmayı başarmıştı. Dumlupınar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu.
Aynı gece Eceabat Limanı'nda demirli bulunan Gümrük motorundaki personel, acil olarak kaza mahaline çağırıldı. Gümrük motoru, Naboland'dan atılan tahlisiye sandallarına çıkmış ve can yeleklerine sarılmış Dumlupınar mürettebatını görerek motora aldı ve Çanakkale'de hastaneye ulaştırdı.
Gün ağarmıştı. Balıkçı tekneleri, Dumlupınar'ın batarken su yüzüne fırlattığı haberleşme şamandırasını gördü. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu:
"Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar Denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltıyla irtibat kurun."
Yoludüz kapağı açtı, şamandıranın içindeki ahizeyi kaldırdı ve ümitle "Alo" dedi.
Telefondaki ses, "Buyrun, ben Astsubay Selami" dedi.
Beklediği karşılığı alan Selim Yoludüz, Astsubay Selami'ye ne durumda olduklarını sordu. Astsubay Selami, geminin 15 derece sancak yönünde yatık ve elektriğin kesik olduğunu, 22 kişi olarak kıç torpido dairesine girebildiklerini söyledi.
Selim Yoludüz, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Astsubay Selami'nin cevabı, Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi:
"Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun..."
Bu, Astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin tüm çabaları sonuçsuz kaldı. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamadı.
Son sözleri: ''VATAN SAĞOLSUN'' oldu.....
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni Seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay , bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...” Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder. Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
'Dumlupınar' uğur getirmedi"
Çanakkale'de 81 denizcimize mezar olan denizaltının belgeseli, bir laneti de ortaya çıkardı: Dumlupınar ismi konan üç denizaltımız da, garip kazalar geçirdi
Savaş Karakaş'ın hazırlayıp sunduğu, ay sonunda da CNN Türk'te yayımlanması planlanan 'Dumlupınar' belgeseli, esrarengiz bir gerçeği de ortaya çıkardı.
Bugüne kadar pek bilinmeyen bu gerçek, Türk Deniz Kuvvetleri'ne alınan üç 'Dumlupınar' denizaltısının da başına talihsiz kazalar geldiği ve lanetli sayıldığı için bir daha hiçbir deniz taşıtına bu ismin verilmediği idi.
Türk Deniz Kuvvetleri'ne katılan ilk 'Dumlupınar' denizaltısı İtalyan yapımıydı. 1931'de envantere giren denizaltı, Haydarpaşa'da bir gaz tankerinin çarpması sonucu yandı. Kazada can kaybı olmadı. Denizaltı, 1949'da hizmet dışı kaldı.
İkisi ABD yapımıydı
1950'de bu kez ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı.
Buna da 'Dumlupınar' adı verildi. İkinci 'Dumlupınar', Türk denizcilik tarihinin en büyük facialarından birini yaşadı ve 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı bir geminin çarpması sonucu battı. Kurtarma çalışmaları sonuç vermedi, 81 denizcimiz şehit oldu. Bu olaydan 19 yıl sonra 1972'de ABD yapımı bir başka denizaltı daha alındı ve diğerleri anısına ona da 'Dumlupınar' adı verildi. Ancak bu denizaltı da 1976'da yine Çanakkale Boğazı'nda bir Rus tankeriyle çarpıştı. Karaya oturtulan denizaltı, kazayı can kaybı olmadan atlattı. Bu üç talihsiz kazadan sonra 'Dumlupınar' ismi uğursuz sayıldı ve hiçbir deniz taşıtına verilmedi...
«
Son Düzenleme: Nisan 10, 2008, 02:32:35 ÖÖ Gönderen: soufa
»
Logged
soufa
Yarbay
Kıdem: 246
Mesaj Sayısı: 2212
yanlız gözyaşların yıkar ruhundaki günahları
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #1 :
Nisan 10, 2008, 02:10:31 ÖÖ »
Selim Yoludüz (Dumlupınar'la ilk telefon irtibatını sağlayan kişi - 76 yaşında)
4 Nisan gecesi Eceabat Limanı'nda demirli halde bulunan 10 numaralı Gümrük Motoru içinde istirahat halindeydik. Sahilden birisi koşarak geliyor ve nöbetçi ere sahilde bir gürültü duyduklarını, bir çarpışma olduğunu tahmin ettiklerini söyleyerek oraya gitmemizi istiyor. Bunun üstüne nöbetçi er süvariyi ve beni uyandırdı, derhal motorları çalıştırıp Naraburnu'na doğru yola çıktık. Naboland isminde bir gemi bütün ışıklarını açmış, ışıklı can simitlerini denize atmış ve iki tane tahlsiye sandalını da indirmiş, denizin üstünü panayır yerine çevirmişti. Derken bize bir sandal yaklaştı. İçinde daha sonra Dumlupınar denizaltısı olduğunu öğreneceğimiz, gemiden kurtulan denizciler vardı. Onları aldıktan sonra denizin üstünde başka kimse var mı diye baktık, fakat yoktu. 5 denizciyi kamaralara aldık, üzerlerini çıkardık, yeni çamaşır verdik ve Çanakkale'ye doğru yola çıktık. Çanakkale'de kurtulan denizcileri teslim ettik ve onlar bir vasıtayla hastaneye götürüldü. Sonra vaka mahaline geri döndük.
"NARA'DASINIZ, BATTINIZ..."
Yanlış hatırlamıyorsam saat 08:00 sularıydı. Balıkçılar gelerek battı şamandırasının bulunduğunu haber verdiler. Botla şamandıranın üzerine gittim ve kapağını elimle söktüm. Telefonu kaldırdım, "Alo! Orası neresi?" dedim. Karşıdaki ses "Burası kıç torpido dairesi" dedi. Orada kaç kişi olduklarını sorduğumda, "22 kişiyiz" cevabını aldım. Adının Selami olduğunu öğrendiğim astsubay, nerede olduklarını ve ne olduğunu sordu. Ben de Nara'dasınız, battınız dedim. Gemini durumunu sorduğumda ise, sancak 5 dereceye yatık, cereyan 0 ve kıç torpido dışında her yer sular altında cevaplarını aldım. Ben denizaltıdakilerle konuşurken, botta benimle birlikte bir asker ve Çanakkale Deniz Komutanı Albay Zeki Adar vardı. Botta üç kişi olduğumuzdan, Astsubay Selami'ye sordum, dedim ki: Biz şimdi botta üç kişiyiz, şamandıraya tutunuyoruz, bu kopmasın sakın. Bunun üstüne karşıdaki ses, "Aman çok zorlamayın, telefon kablosudur, kopabilir" dedi.
Yanıma Zeki Adar'ı çağırdım. O'da konuştu. "Bekleyin, kurtarılacaksınız. Kurtaran yolda" dedikten sonra, derin suda olduklarını hatırlatarak gemiden çıkmaya çalışmamalarını söyledik. Bu sırada Dumlupınar'la birlikte tatbikata katılan 1. İnönü denizaltısı da döndü geldi. 1. İnönü'nün ikinci süvarisini aldık ve şamandıranın üstüne getirdik. O'da aşağıyla konuştu. Bazı tembihlerde bulundu. Tüm bu konuşmaların üstüne aşağıdaki ses, "Sağolun efendim, vatan sağolsun" dedi ve kapattık.
"ÇOCUKLARIN HEPSİ ÇOK METİNDİ"
Derken Kurtaran geldi ve kurtarma ameliyeleri başladı. Bu çalışmalara sırasında Dumlupınar'ın üzerine demirlemek ve kurtarma çanını aşağıya göndermek gerekiyor. Ama deniz çok akıntılı olduğu için bu pek mümkün olmuyordu. Kurtaran ekibi gemiyi sabitlemek için uğraşırken, saat 15:00 sularında baş halat vire edilirken battı şamandırasının kablosuna takılıyor ve kopartrıyor. Ondan sonra da bir daha Dumlupınar'la konuşamadık. Ben iki kere konuştum Selami'yle. Sesinda korku, endişe yoktu ama duyduğumuza göre son konuşmada aşağıdan ezan sesleri, dualar ve iniltiler gelmiş. Ben konuşurken böle değildi. Çocukların hepsi çok metindi.
Bunlar olurken, sahil de ana-baba günüydü. Biz vazifemiz icabı sürekli sahilden birilerini alıyorduk ve olay mahaline taşıyorduk. Ankara'dan gelen heyetler oldu, vali geldi, savunma bakanı geldi, deniz kuvvetleri komutanı Sadık Altıncan Paşa'ydı sanırım O geldi. Biz onları taşıdık Kurtaran'a.
Hüseyin İnkaya (Seyir Astsubayı - 83 yaşında)
Ege Denizi'nde NATO devletleriyle birlikte yapılan manevralardan dönüyorduk. 1 Nisan'da Gölcük'ten hareket ettik, 2 Nisan'da tatbikata katıldık. 3 Nisan gecesi su üstüne çıktık ve üsse (Gölcük) dönüş rotasına geçtik. Benim o gece nöbetim 24:00'te bitiyordu, -fakat seyir astsubayı olduğumuz için, bir de Çanakkale Boğazı malum- ben uyumadım. Aşağıda vardiya harici çalışmaya devam ettim. Benim görevim harekâtı takip etmek, notları tutmak ve durum haritası çıkarmaktı.
"GECENİN KARANLIĞI VE HAVANIN PUSU NEDENİYLE HİÇBİR ŞEY GÖREMİYORDUK"
Boğazdan içeri girdik, Çanakkale'yi bordaladık Nara Burnu açığına doğru gemi süratle ilerlemeye başladı. Nara Burnu'nu bordalayınca esas istikametimiz olan Marmara yönüne çevireceğiz rotayı, yukarı haber vereceğiz dönelim diye, ondan sonra da yeni rotayı vereceğiz. Bir anda yukarıdan vardiya subayı "sancak 15 derece" diye bir kumanda verdi. Ben bir baktım bu rotayla karaya gidiyoruz. O sırada kumandan, "Komuta bende, İskele alabanda" diye kumanda verdi. Yani az önce verilen kumandanın tam ters istikametinde rota belirledi. Ben ve seyir subayı ters giden birşeyler olduğunu düşünerek köprü üstüne çıktık. Dışarı çıktık, ama gecenin karanlığı ve havanın pusu nedeniyle hiçbirşey göremiyorduk. Yalnız Nara Burnu'nda Marmara istikametinden bir geminin geldiğini nöbetçi er rapor etti: Orta mesafede bir gemi, iki silyonu ve bordo feneri de gözüküyor. Nara'nın üstünde ve boğaz çıkışına doğru geliyor!
Biz bu raporu aldık, ama hiçbirşey gözükmüyor. Şöyle etrafı bir tanımaya çalışırken bir patlama, bir sarsıntı oldu, gemi yattı ve biz de denize yuvarlandık. Bu anda komutan ile vardiya subayı "önüne düşüyoruz" diye konuşmuşlar ve "son yol tornistan" kumandasını vermişler daha sonradan konuşurken öğrendik, ama tabi yetmedi ve sonradan adının Naboland olduğunu öğreneceğimiz gemi, baş torpidonun sancak tarafından Dumlupınar'a çarptı, yasladı ve ezerek üzerinden geçti.
"ALLAH YARDIM ETTİ VE BEN KURTULDUM"
Deniz kazalarıyla ilgili anlatılan tüm hikayelerde geçer, gemi battığı zaman denizde bir boşluk oluşur ve sular bu boşluğa dolar, anafor yapar. İlk aklıma gelen bu oldu, ben de bulunduğum yerden mümkün olduğunca uzaklaşamaya çalıştım. Olanca gücümle bir tarafa doğru yüzdüm, fakat ne tarafa yüzdüğümü bilmiyordum. Ne kadar yüzdüğümü hatırlamıyorum, ama iki saat kadar olsa gerek. Çünkü hastaneye vardığımızda saat 4'ü geçiyordu. Tabi gümrük motorunda, sandalda geçen zamanlar var, tam bilemeyeceğim. Dediğim gibi ben yüzmeye başladım, fakat akıntı var, rüzgar var, bir de üzerimde kıyafetlerim var. Dolayısıyla yüzmek neredeyse imkansız. Üzerimi çıkarmaya çalıştım, ama mont kollarımdan çıkmadı. Bileklerimde kalınca baktım olacak gibi değil, yeniden giydim. Tabi akıntı da götürüyor beni boğazın çıkışına doğru. Bir de baktım 1000 metre kadar ileride ışıklar var. Balıkçıların olabileceğini düşündüm ve ışıklara doğru yüzmeye başladım. Yaklaştıkça anladım ki balıkçı falan değil, ışıklı can simidi. Hemen yakaladım ve "Ben kurtuldum, Allah bana yardım etti ve ben kurtuldum" dedim. Biraz soluklandıktan sonra tekrar yüzmeye başladım, ama hala ne tarafa gittiğimi bilmiyorum. Bir süre sora ileride bir sesin bana "Ağabey, ağabey!" diye bağırdığını duydum. O tarafa doğru gittiğimde bir de baktım bizim seyir astsubayı Hüseyin Akış. "Gel" dedim, "Sen de tutun buna. Merak etme birlikte kurtulacağız." Hüseyin Akış'la birlikte yüzmeye devam ettik ve O'nun için de bir can simidi bulduk. Denizin üstünde çok can simidi olduğunu farkedince "Bunları heralde bir gemi attı." dedik. Az sonra da kürek sesleri duymaya başladık ve hem Türkçe, hem de İngilizce, yardım için bağırmaya başladık. O sırada vardiya subayı Hasan Yumuk'u soyunmuş vaziyette gördük. Sonra O birden kayboldu ve az sonra tahlisiye sandalının içinde geri geldi. Biz de sandala bindik. Birkaç dakika sonra gümrük motoru geldi ve biz 5 kişi o motora geçtik. Bizle birlikte denize düşen üç kişi daha vardı, ertesi gün öğrendik ki onlar ölmüş. İkisi pervanelere takılmış, diğeri de kafasını çarpıp bayılmış, bayılınca da boğulmuş. Daha sonra bizi Çanakkale Devlet Hastanesi'ne götürdüler. Tabi olay duyulunca vali falan oraya geldi ve biz bir vasıtayla askeri hastaneye nakledildik.
"ÜÇÜNCÜ GECEDE BİZİM DE ÜMİDİMİZ KALMADI"
Ertesi gün olanları öğrendik. Gemimiz batmış, yukarıdan bir gümrük memuru gemiyle konuşmuş. Kıç torpidoda 22 kişinin olduğunu öğrendiğimizde yine bir mutlu olduk hiç değilse onlar yaşıyor diye. Ama daha sonra Kurtaran gelmiş, şamandıra kopmuş, Amerikalılar gelmiş gibi haberler aldık. Ne yapıldıysa olmamış, dalgıçlar dalmış, ama fayda etmemiş. Biz yine de umutluyduk, çünkü hepimiz bu şartlarda hayatta kalmak için yetiştirilmiştik. Ama artık üçüncü gece olduğunda bizim de ümidimiz kalmadı.
"Dumlupınar'daki 81 denizciden ümit kesildi"
Milli Savunma Bakanlığı Temsil Bürosu'nun 6 Nisan 1953 Pazartesi günlü tebliği:
1- Çanakkale'de Nara önünde batan Dumlupınar denizaltı gemisinde kalmış olan personelin kurtarılmasından tamamen ümit kesilmiştir.
2- Bundan sonra tebliğ neşredilmeyecektir.
3- Hayatlarından ümit kesilen personelin isimleri aşağıdadır:
Subaylar:
Kurmay Albay Hakkı Burak, Makine Kıdemli Yüzbaşı Naşit Öngören, Makine Yüzbaşı Affan Kayalı, Güverte Üsteğmen İsmail Türe, Makine Üsteğmen Fikret Coşkun, Güverte Teğmen Bülent Orkun, Güverte Teğmen Macit Şengün
Assubay Kıdemli Başçavuşlar:
Şevki Özsekban, Ali Tayfun, Emin Akan, Ömer Öney, Mehmet Denizmen, Sait Yıldırım
Assubay Başçavuşlar:
Cemaleddin Denizkıran, Salahaddin Çetindemir, Zeki Gider, Kemal Acun, Hüseyin Uçan, Cemal Kaya, Naci Özaydın
Assubay Çavuşlar:
Bahri Serseren, İhsan İçdemir, Selami Özben, İbrahim Altıntop, Şaban Mutlu, İhsan Coşkun, Hamd Reis, Samim Nebioğlu, Mustafa Doğan, İhsan Aral, Zeki Açıkdağ, Necdet Yaman, Tuğrul Çabuk, Mehmet Ali Yılmaz
Mükellef Çavuşlar:
Karasulu Veysel Saygılı, Rizeli Ramazan Yurdakul
Mükellef Onbaşılar:
Milaslı Niyazi Giritli, İstanbullu Züğfer Ceylan, İstanbullu İbrahim İşlemeci, Trabzonlu Murat Yıldırım, Bodrumlu Mehmet Kızılışık, Bodrumlu Emin Süzer
Erler:
Çanakkaleli Mehmet Demirel, Bigalı Ali Gökçü, Antalyalı Nurettin Alabacak, Bandırmalı Ömer Yalçın, Edremitli Ali Aslan, Lapsekili Ülfeddin Akar, Şileli Bekir Sarı, Sürmeneli Yusuf Demir, Rizeli Mehmet Aydın, Sökeli Mustafa Özsoy, Marmarisli NUri Acar, Çorlulu Hüdai Çağdan, Lapsekili Kadir Demiroğlu, Tekirdağlı Fikri Ulaştırıcı, Bigalı Hüseyin Sayım, Bartınlı Hüseyin Kayan, İzmirli Kenan Odacıoğlu, Lapsekili Ahmet Günal, Bartınlı Mustafa Taşçı, Çanakkaleli Hasan Bozoğlu, Bursalı İbrahim Aksoy, İzmirli Feridan Kırcalı, Ordulu İsmail Özdemir, Çarşambalı Hasan Arslan, İnebolulu Ahmet Özkaya, Çanakkaleli Enver Uçar, Foçalı Necati Kalan, İnebolulu Murat Suyabatmaz, Giresunlu Mehmet Demir, Giresunlu Galip Yılmaz, Göreleli Hasan Kelleci
«
Son Düzenleme: Nisan 10, 2008, 02:34:31 ÖÖ Gönderen: soufa
»
Logged
soufa
Yarbay
Kıdem: 246
Mesaj Sayısı: 2212
yanlız gözyaşların yıkar ruhundaki günahları
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #2 :
Nisan 10, 2008, 02:22:32 ÖÖ »
Neden kurtarılamadı?
Dumlupınar ve beraberindeki 81 denizciyi Çanakkale Boğazı'nın derin sularına gömen kazanın hemen ardından kurtarma çalışmaları başladı. Bu konuda eğitilmiş personel geceyi gündüze katarak çalıştı, fakat bir türlü Dumlupınar'a ulaşamadı. Peki bunun nedeni neydi? Yaklaşık 90 metrede yer alan Dumlupınar'a neden hiçbir dalgıç ulaşamadı?
Tüm bu soruların tek bir cevabı ne yazık ki yok. Çünkü, saatler süren kurtarma çalışmalarını sonuçsuz bırakan birçok etken var. Bu etkenlerin başında Çanakkale Boğazı'ndaki deniz akıntıları gösteriliyor. Üç yönlü akıntının bulunduğu Çanakkale Boğazı'nın dibindeki bir gemiye ulaşmak, hele Dumlupınar gibi 90 metrede bulunan bir denizaltıya ulaşmak, bugünün şartlarında bile çoğu kez mümkün olmuyor.
Kurtarma ekiplerinin çabalarını boşa çıkaran bir diğer etken ise Dumlupınar'ın zeminde açılı olarak durması. Denizaltı suyun dibinde yatık olarak durduğu için kurtarma çanının kaportaya tutturulması uzun süren, zahmetli bir iş halini aldı. Bu nedenle kurtarma çanıyla mürettebat kurtarma işlemi de gerçekleştirilemedi.
Bugün dahi bu nedenlerden dolayı Dumlupınar'a sadece kameralar indirilebilmiş durumda. Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri bu nedenlerle su yüzüne çıkarılamıyor. Ve 50 yıldır Türk denizcilik tarihinin en büyük acılarından biri her 4 Nisan'da tazelenirken, Dumlupınar Çanakkale Boğazı'nın derinliklerinde bu tarihin baş kahramanı olarak yatıyor
ANILAR
dedemin abisinin içinde şehit olduğu denizaltı. denizaltıyla yapılan konuşmalar canlı bağlantıyla ulusal radyodan verilmektedir, içerde 22 denizci vardır sadece sayıları bilinmektedir, fazla konuşmak ilaveten oksijen tüketimine neden olacağından mümkün olduğu kadar az konuşma yapılmaktadır bu yüzden kimlerin hayatta kaldığı bilinmemektedir. o zamanların bir klasiği olan mahalle radyosu bizim evin önünde kurulmuş, zaten o zamanlar kasaba olan memleketimin nüfusunun büyük kısmı ev önüne konuşlanmış radyoyu dinlemektedirler ve gelen seslerden dedemin abisinin sesini tanımış ve buruk bir sevinç yaş***şlar. batıkla bağlantı kopunca tüm kasabayı ölüm sessizliği kaplamış; sigara nefeslerinden ve çakmak sesinden başka ses duyulmamış. daha sonrasında gıyabi cenaze töreni düzenlenmiş. beşiktaştaki deniz müzesinde; felaketin ilk yıl dönümünde dedemin gemiden denize çiçek atarken çekilmiş fotoğrafını görmüş ve gurur, sevinç, üzüntü,özlem duygularıyla harman edilmiş ve bir daha yaşayamadığım bir his içinde kalmıştım. ve aile büyüklerimin bana söylediği bir rivayete göre bağlantı koptuktan ve umut kalmadıktan sonra 22 kahramanımız birbirlerini tekbir sesleri arasında vurmuşlardır. vatan sağolsundur
enistemi kaybettigimiz facia... rahmetli, amerika'ya gidecekken esinin "orasi cok uzak" diye istememesi sonucu dumlupinar'daki bir arkadasiyla yer degistirir. dumlupinar battiginda "neyse ki o amerika'da" diye buruk bir sekilde sevinilirken, gec gelen ve "ben amerika'ya gitmekten vazgectim, dumlupinar'da gorevliyim" satirlarini iceren mektup sulaleyi kedere bogmustur...
besiktas'taki deniz muzesi'nde hepsinin resimlerinin oldugu bir oda vardir, insanin icini burkar. teyzem ise havasiz kaldiklari icin, onun hala o haliyle, gencecik kalmis olabilecegini dusunur, gozleri dolar...
2002 yılında bulunan bir gezegene DUMLUPINAR adı verilmiştir
son sözü söyleyen VATAN KAHRAMANI
«
Son Düzenleme: Nisan 10, 2008, 02:36:13 ÖÖ Gönderen: soufa
»
Logged
Kale
Tuğgeneral
Kıdem: 228
Mesaj Sayısı: 8505
BU VATAN BİZİM
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #3 :
Nisan 10, 2008, 08:50:11 ÖÖ »
Nur içinde yatsınlar aziz şehitlerimiz
Logged
Lantrin
Yüzbaşı
Kıdem: 76
Mesaj Sayısı: 938
Lumbarağzı Sancak Başı.
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #4 :
Nisan 10, 2008, 09:05:12 ÖÖ »
Gözlerim dolu dolu ; Allah (c.c.) bu vatanda rahat olmamızı sağlayan bu ve diğer tüm şehitlerimize rahmet , mekanlarını cennet eylesin.
Logged
Çıkarma Filosu Komutanlığı / Çıkarma Gemileri Komutanlığı / Hrk.Şb Dz.Ktp.Onb. ( 2001-2003 )
soufa
Yarbay
Kıdem: 246
Mesaj Sayısı: 2212
yanlız gözyaşların yıkar ruhundaki günahları
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #5 :
Nisan 11, 2008, 12:31:20 ÖÖ »
http://www.youtube.com/watch?v=cPbUhX63ODI
http://www.youtube.com/watch?v=G8wZg4QOdXA
Logged
dark prince
Asteğmen
Kıdem: 1
Mesaj Sayısı: 63
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #6 :
Nisan 11, 2008, 12:52:30 ÖÖ »
okurken gözlerim doldu nur içinde yatsınlar
Logged
peyk
Üsteğmen
Kıdem: 40
Mesaj Sayısı: 264
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #7 :
Temmuz 27, 2008, 10:54:15 ÖS »
Donanma tarafından üç adet denizaltıya dumlupınar ismi verirlmiş ve bu üç denizaltıda çeşitli kazalar atlatmışlardı
ve biraha dumlupınar ismi kullanılmadı
bu lelim kazada şehit düşen tüm kahraman denizcilerin mekanları cennet olsun
Logged
İtinalı şekilde tank'lara balans ayarı yapılır
jellybean_3434
Kd. Binbaşı
Kıdem: 35
Mesaj Sayısı: 2156
Ölüm Dayansada Kapımıza Son Sözümüz Vatan Sağolsun
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #8 :
Ağustos 03, 2008, 07:07:30 ÖS »
Nedir bu natodan çektiğimiz önce dumlupınar nato tatbikatı dönüşü batar sonra muavenet!Bıktım bu natodan Allah belasını versin bizi ab-d nin ve natonun kapısından içeri sokanların!Silah alamıyoruz,silah yapamıyoruz,petrol araması yapmamız yasaktı 2 yıl önce süre dolmuş.Kıbrısta kullanma ermeniye ruma pkk ya karşı kullanma.Sapanla savaşsak daha iyiydi vallahi.....
Şehitlerimizin ruhu şad mekanları cennet olsun
Saygılar
Logged
MUAVENET
Asteğmen
Kıdem: 2
Mesaj Sayısı: 72
Kuvvet:
Ynt: TCG DUMLUPINAR
«
Yanıtla #9 :
Eylül 16, 2008, 12:05:27 ÖS »
Arkadaslar Canakkale nara Limaninda askerdim . Sakin denizde gemi ile Dumlupinar `in battigi yerden gecerken denizin dibinde belli oluyor , gözle görülebiliyor . Oradan her gecisimiz de selam dururduk . . .
Logged
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Birliknet.Com Sesleniş
(PORTAL SAYFASI )
-----------------------------
=> Anketler
=> English
-----------------------------
Askerî Bölge , Özel Kuvvetler , İstihbarat
(ASKERİ BÖLGEYE GEÇİŞ )
-----------------------------
=> Genel Askeri Konular
=> Diğer Ülke Orduları
===> Türkiye'nin Komşuları
=> Kara Kuvvetleri
=> Hava Kuvvetleri
===> Uçaklar ve Özellikleri
=> Deniz Kuvvetleri
=> Diğer Birimler
===> Polis Teşkilatı
===> İstîhbarat Teşkilatları
=> Silah Sistemleri
===> Namlulu Silahlar
===> Füze , Roket ve Güdüm Sistemleri
===> Taktik ve Elektronik Harp Sistemleri
===> Zırhlı Araçlar
=> Askeri Resimler ve Videolar
-----------------------------
Genel / Güncel / Aktüel
-----------------------------
===> Yaşam
===> Teknoloji
===> Dünya
===> Spor
=> Felsefe ve Davranış Bilimleri
=> Hukuk
=> Sağlık
-----------------------------
Birliknet Eğitim
-----------------------------
===> Eğitim Okulları
===> Türk Dili
===> İstiklal Destanı
-----------------------------
Sunum / Güncel /Tarihsel
-----------------------------
=> Vatan Kahramanları
=> Atatürk Köşesi
=> Tarih Bölümü
-----------------------------
Birliknet Yazarları
-----------------------------
=> Diriliş-Doğalkatil-T [Karanlık Hücre]
=> Karaton [Karaton Günlükleri]
-----------------------------
Bilgisayar Program Internet Oyun ve Dosya Paylaşımları
-----------------------------
=> Bilgisayar ve Internet
Yükleniyor...