Sanırım bu konuyu en iyi bilen yada orayaı gören orda görev yapan biri olarak ben size net söyliyim bu rakam resmidir diyarbakır halkının yüzde 80 ne yazıkki terör örgütü sempatizanıdır ve yardım ederler çogunun akrabası evladı daglardadır geri kısım zatende memur asker polis ten oluşur daha tartışmaya gerek yok sadece yaptıkları eylemleri desteklemezler çünkü onları baltalar işlerini baltalar sosyal gelişimlerini engeller onların sevdası çok ayrı kürt devleti olmak savaş istemezler askeri ve polisi sevmezler ögretmenleri el üstünde tutarlar
Sayın Gazikurt, çok önemli tespitler. Bir ilginç notta benden, Diyarbakır'da pek çok lokanta ve dükkanın adı "Başkent"tir. Sebebi malum.
'Diyarbakır şad akar' Askerliğimi Diyarbakır'da yaptım. İstihkam taburu, ikinci bölük komutan vekili yedek asteğmen olarak. Sene 1955. Kolordu komutanımız rahmetli Orgeneral Ragıp Gümüşpala. Nurettin Ersin Paşa da (o zaman binbaşı) İstihkam Şube Başkanı. NATO üssü olduğu için dolarla ödeyenler bütün evleri tutmuşlar. İlk bulabildiğimiz ev Melikahmet'de. Üç katlı, her katta bir oda. Sonra Avukat Suat beylerin sur dışındaki kooperatif evine taşındık.
Çok büyük bir dikdörtgenin arazinin etrafında bütün birlikler dizilmiş. Orta kısımda kendisine düşen yerde her birlik talim ile meşgul. Diyarbakır'ın kırmızı bereketli bir toprağı var. Bir de nefis suyu. O su olmasa orada yaşanmaz. Yazın lokantada sürahi önce buzla dolduruluyor üzerine su konup getiriliyor. Dicle de ise Kevser'den bir damla bulunduğu zarif rivayeti var. Bir de pirinç üreticilerinin başının belası 'Kımıl'. Yalnızca biyolojik mücadele ile hakkından gelinebilecek müthiş bir afet.
Diyarbakır bir tarih. Surları (1070'de Alparslan bu surları elleriyle okşadı) hanları, daracık sokakları, Ulucami, İskenderpaşa Camii. Ulucami tarihi bir bina. Yazın avluda namaz kılınır bazen, taşlar dizleri yakar. Gümüşpala taburumuzu, subaylar için ev yapmakla görevlendirmişti. Dicle'den az kum taşımadım. GMC'nin gölgesine sığındığım sıcakları bilirim.
Munis bir halkı var
Sermet Sami Uysal'ın 'Yahya Kemal'le sohbetler'inde okudum. Türkiye'de gördüğü, gezdiği yerler arasında en çok hangisini beğendiği soruluyor. Şairimizin cevabı 'Diyarbekir' oluyor sebebini de şöyle ifade ediyor: 'Halkı öyle munis, öyle iyi ki'. Gerçekten öyle, Ulucami'de tanıştığımız rahmetli Cemil Efendi, ağabeyimin arkadaşı Abdullah Ekinci ve ailesi, hakir fakir Fahri diye kendisini tanıtan ve nefis bir Cizre seyahati yaptığımız genç dostum ve bütün Diyarbakır halkı.
Genç dostum Ekrem de askerliğini Diyarbakır'da yaptı. Dönüşünde yine uğradı. Askerlik yaptığım yeri özlemle sordum 'Diyarbakır'da ne var, ne yok?' diye. Ekrem dertliydi. 'Sorma ağabey,
Diyarbakır elden çıkmış'. 12 Eylül öncesi 70'li senelerdi. İrkildim 'Nasıl Ekrem, nasıl elden çıkmış?', 'Sorma Ağabey, her yerde başkent oteli, başkent berberi, başkent lokantası, neredeyse pasaport soracaklar.' Şaşırdım. Daldım 'bu nasıl olur?'. Bu esnada Ekrem anlatmaya devam ediyor. 'Ağabey Kıbrıs Harekatı'na bizden de bir birlik gitti, bir tören yapıldı, bütün Diyarbakır halkı da geldi...' Ekrem'i durdum, uyanmıştım 'Ekrem, bana o töreni bir anlat bakalım' dedim. Ekrem duraladı, dalma sırası şimdi ona gelmişti, nice sonra başını kaldırdı 'Ağabey izahı yok' dedi. 'Neyin izahı yok Ekrem?' 'Ağabey bütün Diyarbakır ahalisi talim yerine gelmişti... Kadın, erkek, genç, ihtiyar, çocuk, bebek... Ellerinde ayran, su, meyankökü testileri, meyveler, Mehmetçiğin boynuna sarılan, ağlayan, dua eden...
Hatta şöyle bir hadise cereyan etti. Bir tank kaza ile bir arabanın atını ezdi. Tanktan çıkan yüzbaşı atın sahibine 'Baba kusura bakma, kaza oldu, al bu kartı, ben cepheye gidiyorum, sen Kolordu'ya git, bu kartı göster atının bedelini sana verecekler. Bana da hakkını helal et.' Atın sahibi 'Hakkımı helal etmem dedi ve ilave etti bir şartla, helal ederim, sağ salim dönersen, bana sen lazımsın. Evet ağabey bütün Diyarbakır halkı gelmişti.'
Türk kültürünün beşiği
Ekrem'in bu hatırasını hiç unutmadım. Çünkü benim gördüğüm Diyarbakır halkı da buydu. O halde yirmi senede olan neydi?
Olan tarih şuurundan mahrum bir devlet politikası anlayışı idi. İnsanların dostluğa da, düşmanlığa da ihtiyacı vardır. İnsanlara gerçek düşmanlarını gösteremezseniz o size düşman olabilir. Daha doğrusu onu size düşman hale getirebilirler.Madam Mitterand'dan tutun da, Bayan Roth-Balans'a kadar AB yolu Diyarbakır'dan geçer, diyenler ve PKK'nın sivil kadrosuna daha çok demokrasi isteyenler, o bölgenin, o tertemiz halkının
bir kısmını bu hale getirebilirler.
Ne var ki yine o temiz halkın büyük kısmı bütün bunlara rağmen kendisini muhafaza etmesini bilmiştir. Osman Baydemir onların temsilcisi değildir. Abdullah Öcalan onların temsilcisi olmadığı gibi.Ziya Gökalp'in, Ali Emiri Efendi'nin, Türkçe'nin serdarı Süleyman Nazif'in, Cahit Sıtkı Tarancı'nın, Türk kültürünün beşiği Diyarbakır. Yahya Kemal'in 'Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim' dediği iyi insanların güzel şehri. Gözleri 'velfecr' okuyan, kaskatı şeylerle kafası iyice doldurulmuş ve dondurulmuş görünen ve onun için PKK'ya bir türlü terörist diyemeyen Osman Baydemir'in şehri değil, Alparslan'ın, Emir Buga'nın Kılıçaslan'ın, Selahaddin'in, Artukoğlu'nun şehri. Osman Baydemir'e kalırsa, 'Diyarbakır şad akmayacaktır.' Ergun Göze/Tercüman